Sempozyumlar » GELENEKSEL ANTALYA EĞİTİM SEMPOZYUMU

XIX. GELENEKSEL EĞİTİM SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ


29-31 Ocak 2020, Antalya

Türkiye Özel Okullar Derneği tarafından düzenlenen “EĞİTİMDE YENİ AKIMLAR” temalı XIX. Geleneksel Eğitim Sempozyumu, Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk’un katılımıyla Antalya Kaya Palazzo Otel’de 29-31 Ocak 2020 tarihlerinde gerçekleştirilmiştir. TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Üyesi, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Üyeleri, Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu Üyesi, Milli Eğitim Bakanlığı bürokratları, Fransa Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar-Başmüfettişi, Fransa Büyükelçiliği Eğitim Ataşesi, özel öğretim kurumlarını temsil eden dernek başkanları, TOBB Eğitim Meclisi ve İTO Eğitim Komitesi üyeleri, yurtiçi ve yurtdışından akademisyenler, eğitim uzmanları, basın mensupları, özel okul kurucu, yönetici ve öğretmenlerinden oluşan 1400’ün üzerinde katılımcı 3 gün boyunca, “Eğitimde Yeni Akımlar” konusunu 10 konferans, 1 panel ve 14 çalıştayda tartışmıştır. Ayrıca eğitim ve öğretimle ilgili ürün ve hizmetler sağlayan firmalar fuaye alanında dünyada eğitim alanındaki en son gelişmeleri yansıtan ürün ve hizmetlerini katılımcılara sunmuşlardır.

Farklılaştırılmış eğitim, her çocuğu olduğu gibi kabul etmeyi, onların kendi bireysel farklılıklarını zenginlik olarak görmeyi, böylelikle her öğrenciye başarılı olma imkânını en adil biçimde tanımayı gerektirir. Hayat, yatayda ve dikeyde önümüze belki de en verimli şekilde farklılaştırılmış eğitim ile anlamlandırılabilecek çok boyutlu sorunlar koyar. Öğrencilerin özelliklerinin dikkate alındığı ve öğretimin buna göre düzenlenmesi prensibi üzerine inşa edilen farklılaştırılmış eğitim ile ilgili çalışmaların öğrencilerin ilgi duydukları alanları keşfetme yolculuğuna katkı yapması için çalışılmalıdır.  

Farklılaştırılmış Eğitim, mesleki bir uygulama olup kademeli olarak etkin eğitim, eğitimde tarafsızlık ve bu olguyu birlikte yaşama temellerine oturtulmuş bir kapsamda hayata geçer; sonuç itibariyle çağdaş eğitim anlayışına katkı sağlar ve bu bağlamda yer alır.

Bazı eğitimciler eğitimin amacını tüm öğrencilerin aynı kavram ve becerileri aynı zaman içerisinde aynı yollardan geçerek öğrenmesini sağlamak olarak nitelendirirler. Bazılarına göreyse eğitimin amacı, tüm öğrencilerin kendi kişisel sınırlarını zorlayarak, bir üst düzeye çıkmalarını ve potansiyellerini en üst derecede ortaya koymalarını sağlamaktır ki ideal olan da ikinci yaklaşımdır. Farklılaştırılmış öğretim söz konusu yaklaşımı benimser. Bu yaklaşım, öğrencilerin önbilgi, ilgi, öğrenme stilleri gibi farklı bireysel özelliklerini kabul eden, bu özelliklere uygun tasarımlar geliştirerek her bireye başarılı olma fırsatı tanıyan ve öğrenme sürecinde öğrencilerin öz düzenleme, problem çözme, iletişim kurma, biliş üstü becerilerini geliştirmeyi amaçlayan bir öğretim yöntemidir.

Çocukların duygusal ve sosyal becerileri de eşzamanlı olarak kazanmalarına gereken önem verilmelidir. Kültür, dil, cinsiyet, ırk, yaş gibi pek çok farklı yönlerin ötesinde öncelikle insan olmanın ortak paydasında, duygu ve ihtiyaçların birliğinde buluşmanın önemine dikkat edilmeli; böylece koşulsuz kabul ve şefkatli bir tutum sergilenerek güvenli alan yaratılan sınıf ortamlarında, öğrencilerin öğrenme kapasitelerinin kayda değer bir şekilde artırılması yaşama geçirilmelidir. 

Yeni nesil eğitim liderliği ve okul yönetimi tarzlarına bakıldığında öğretmen performansı tehdit içerikli, katı bir değerlendirme formatından uzaklaşmalı ve daha çok süpervizyon, yol gösterme ve gelişim hedefleri belirleme unsurları üzerine kurulmuş sistemlerle desteklenmelidir. Öğretmenlerin günümüzde birbirinden farklı özellikteki öğrenenlerin var olduğu sınıflarda, nitelikli eğitim ve öğrenim yaşantıları oluşturabilmeleri için farklılaştırılmış öğretimi anlama, planlama ve uygulama becerileri kazanmaları büyük önem taşımaktadır.

Fark yaratmak için farklı bir şeyler yapmak gerekir. Bugünün bireylerini dünün yöntemleri ile eğitmek onların yarınlarından çalmak olur. Herhangi bir konuya yönelik kalıcı ve içselleştirilmiş öğrenme gerçekleşsin isteniyorsa, ana gaye, çocukta o konuyla ilgili duygu ve merak uyandırmak olmalı, başka bir deyişle çocuk verilmek istenilen bilgiye “aç” hale getirilmelidir.

Çocuklar için yanıtlanmayı bekleyen çok soru vardır, özellikle küçük çocukların merak ettikleri bildiklerinden çok daha fazladır, çocukların sorularının yanıtını okulda ve bir öğretmen eşliğinde bulmalarını beklemeden onları, başka kaynaklarla da buluşturmak gerekir. Şu bir gerçek ki çocukların dikkatini çeken, meraklarını ateşleyen birçok şey okul dışındadır.  Bu bağlamda hem okulu daha ilginç bir konuma taşımak gerekir hem de okul dışının cazibesi nedeniyle çocukların okuldaki öğrenmelerini okul dışı kaynaklarla güçlendirmek gerekir. Doğa gibi, müze gibi, kütüphaneler ve kültürel, tarihi yerler gibi. Örneğin, keşfedici zihinleri ile doğal bir araştırmacı gibi çalışan çocuklar için doğa en eski, en verimli, en zengin, en ekonomik, 4 mevsim ve 7-24 açık, herkese yer bulunabilecek, bilinmezliklerle dolu bir serüven mekândır ve insanı içine çeker. Doğadaki tüm fırsatlar okula sokulamayabilir ama okul doğaya taşınabilir.

Teknolojinin, veri biliminin, büyük veri ve veri madenciliği çalışmalarının, sensörlerin, nesnelerin internetinin, doğal dil işleme, görüntü ve ses tanıma sistemlerinin geldiği nokta itibariyle insanın tüm fonksiyonlarını modelleyerek, yapay sinir ağları aracılığıyla bizim gibi öğrenen, gören, duyan, konuşan, araba süren yazılımlar çoğaldıkça buna cevabımız ne olacak? Ne olmalı? Bazılarına göre 4. Endüstri Devrimi, bazılarına göre Yapay Zekâ çağı olarak adlandırılan bu sürece nasıl hazırlanmalıyız?

Hibrit bir dünyada yaşıyoruz. Dijital dünya öyle hızla gelişti ki, fiziksel dünyayı da yeni baştan yapılandırdı ve yapılandırıyor. Sadece yapay zekâ değil, pek çok etkenle yeniden şekillenen bu hibrit dünya, sosyolojik olarak da çok köklü bir dönüşüm anlamına geliyor ve bunu kavrayamazsak, bireyler, gruplar, şirketler, kurumlar ve ülke olarak varlık yokluk mücadelesiyle karşı karşıya kalabiliriz.

Yüzyılda bir gelen türde ve özellikle devamında gelen elli yılı yoğun etkileyen bir büyük kırılma dönemi ile karşı karşıyayız. Bu dönemde mevcut endüstriyel ve dijital paradigmaların hızla gelişen temel bilimler ile sarmalanması yeni dönemin verimlilik ve katma değerlerini belirleyecektir. Ülke odağı mutlaka bilim açığının giderilmesi olmalıdır.

Tekno burjuvazi, bireyler ve toplumlar için tehditler ve fırsatlar sunmaktadır: Birey, kendini çalışma hayatı boyunca sürekli yenilemez, değişimleri takip etmez ve buna yönelik gerekli bilgi ve becerileri kazanmaz ise bir sabah uyandığında kendini işsiz değil, işlevsiz olarak bulabilir. Yani o güne kadar biriktirdiği tüm mesleki bilgi ve becerinin işe yaramaz olduğuna şahitlik eder. Diğer taraftan, dönemin üretim araçlarının emek üzerinde yarattığı dönüşüme yönelik kendi bilgi ve becerilerinde gerekli güncellemeleri ve yenilemeleri yapan bireyler yani dönüşebilmeyi başaranlar kendi mesleklerinde ilerlemeye devam ederler veya başka mesleki alanlara geçiş yapabilirler.

Dünyanın dijital teknoloji etrafında evrilmeye devam etmesine rağmen özellikle ölçme değerlendirme alanında teknolojiyle birleşme konusunda belirgin bir ilerleme göze çarpmamaktadır. Hayatlarının hemen hemen her unsuru dijitalleşmişken gençleri hala kağıt, kalemle yapılan değerlendirmelerle sınırlamak modası geçmiş bir yaklaşım olabilir mi? Gençler onlara sunulan teknolojiyi kullanmakta inanılmaz derecede becerikli ve yaratıcılar, peki konu değerlendirme olunca neden bu yeteneklerini kullanmalarına izin verilmiyor? Dijital değerlendirmenin okulların geleneksel ezberci öğrenme yöntemlerinden uzaklaşmasını nasıl sağlayabileceği; öğrencilerin alışılmadık durumları analiz etmek için bilgi ve beceri kullanmalarını gerektiren senaryolar üretmek üzere teknolojinin nasıl kullanılabileceği ve bu şekilde öğrencilerin öğrendiklerini ileride öğrenecekleriyle ilişkilendirerek büyük fikirleri yapılandırılmamış gerçek dünya sorunlarını çözmek için kullanmak üzere yönlendirilebileceği dikkate alınmalıdır.

Günümüzde yapay zekâ teknolojisi, bu teknolojinin sonuçlarını ve etkilerini tam olarak öngörebilmemize ve değerlendirmemize imkân vermeyen bir hızda gelişmektedir. Bu nedenle de dünyada en çok konuşulan konulardan biri bu teknolojinin etik ve insan odaklı kullanımıdır. Bu çağın içine doğan ve geleceğin yetişkinleri olarak, yapay zekâ teknolojilerinin bugün öngörülemeyen etkilerine maruz kalacak olan çocukların, yapay zekânın getirdiği bu olanak ve risklerden herkesten daha fazla etkileneceğine şüphe bulunmamaktadır. Bu nedenle de yapay zekânın çocuk haklarına etkisi özel bir önemi hak etmekte; hepimize bu konuda birtakım ödevler düşmektedir.

Son dönemde özel okullara verilen yatırım teşviki ve kapatılan dershanelerin özel okula dönüşmesi nedeniyle özel okullaşma anlamında sayısal açıdan hızlı bir artış yaşanmış ancak ekonomik daralma nedeniyle öğrenci sayısı bu artışı karşılayacak şekilde artmamıştır. Finansal açıdan sıkıntıya giren bazı özel okullarda öğrenci, veli ve öğretmenler zorluklarla karşılaşmıştır. Bu tip sıkıntılar özel okul sektörünün tümü açısından olumsuz değer yargıları oluşturma riski taşımaktadır. Özel okulların sürdürülebilir finansı adına çeşitli çalışmalar devam etmektedir. Türkiye Özel Okullar Derneğinin bu konudaki tavrı açık ve nettir. Özel okulculuğa olan güvenin sarsılmaması için önlemlerin alınması ve birtakım standartların getirilmesi şarttır. Yeni özel okul açılışları için ciddi bir planlama yapılması, bölgenin yeni bir özel okula ihtiyacının olup olmadığının incelenmesi, yeni açılacak okullara maddi teminat şartı getirilmesi, mevcut okullar içinde belli bir süre hizmet veren ve ekonomik sürdürülebilirliğe sahip kurumlara ise ek bir yük getirmenin doğru olmayacağının altı çizilmiştir.

  •   3 Şubat 2020 Pazartesi
  •   967